Soru

•15 Kasım 2009 • Yorum Yapın

Son günlerde kafamı kurcalayan bir soru var.

“Birçok  arkadaşım mı var yoksa birçok kişinin arkadaşı mıyım?”

Kendinize bir sorun bakalım bu soruyu. Siz de cevap vermekte benim kadar zorlanacak mısınz?

Rüya

•9 Eylül 2008 • Yorum Yapın

Bir şeyler yazmak istiyorum uzun zamandır ama olmuyor bir türlü. Rüyasında bisiklete binemeyen bir çocuk gibiyim. Artık uyanmam lazım.

Beklenmeyen misafir

•23 Temmuz 2008 • Yorum Yapın

Günlüğümün ziyaretçilerini genelde gerçek hayattan tanıdığım insanlar oluşturur. Ancak geçen gün arama motorları sayesinde her zamanki ziyaretçilerimden farklı bir ziyaretçim oldu. Kendi ekranının karşısına geçmiş, belki hayata bakışı benimkine paralel belki de taban tabana zıt olan biri geldi sayfama. Mutluluğu bir arama motorunda arıyor oluşu yeterince ironik değilmiş gibi bir de bu arayış sırasında benim sayfama gelmiş kendisi. Aradığı her ne ise benim sayfamda bulamadığına eminim ama umarım bir başka sayfada onu mutlu edecek olanı bulmuştur.

Kısa bir teşekkür

•23 Temmuz 2008 • 1 Yorum

Çok büyük bir egom yok sanırdım. Yanıldığım onca konuya ek olarak bir de bu çıktı. Yakın çevremden günlüğüm ile ilgili gelen güzel sözler, beni sobanın yanında yatan miskin bir kediye çevirdi. Ara sıra mırıldanarak ilgiyi kendinde toplamaya çalışan uyuşuk bir kedi gibiyim şimdi de. Bu iyi midir yoksa kötü müdür bilemiyorum ama şimdilik bunun tadını çıkarmakta bir sakınca görmüyorum. Bana zaman ayırdığınız için hepinize teşekkür ederim. Sayenizde bugün kendimi daha iyi hissediyorum.

Olmadı

•17 Temmuz 2008 • Yorum Yapın

Kırıldım. Gücüm yetmiyor kelimeleri peşpeşe dizmeye. Rastgele yazasım geliyor kelimeleri, bir lise öğrencisi gelip anlamlı olacak şekilde sıralasın diye. Ama o bile anlamlandıramaz bu davranışları. Neden böyle yaptı ki? Bunu hakedicek ne yaptım ki? Olmadı. Böyle olmamalıydı.

Maskeler

•17 Temmuz 2008 • Yorum Yapın

Sürekli bir maskeyle dolaşıyorum sokaklarda. Kendimi Dexter gibi hissediyorum. Hayır, aynı dürtüleri paylaşıyor değilim Dexter’la. Ancak ben de tıpkı onun gibi kendimi toplumdan saklama ihtiyacı duyuyorum. Sokakta yürürken maskemi çıkartıp atabilmeyi istiyorum ama olmuyor. Bir türlü kendimde o cesareti bulamıyorum. Ve ben o cesareti gösteremedikçe taşıdığım maske kimliğimi yavaş yavaş ele geçirmeye başlıyor, dışardakilerin olmamı istediği şeye dönüşmeye başlıyorum yavaş yavaş. Önceleri özgürlüğümün bedeliydi yalan söylemek, şimdiyse söylediğim yalanın bedeli olmaya başladı özgürlüğüm.

Yapboz

•14 Temmuz 2008 • Yorum Yapın

Kendimi çok eksik hissediyorum. Masanın üstünde tamamlanmayı bekleyen bir yapboz gibiyim sanki. Köşelere gelmesi gereken parçaları bile yerlerine koyabilmiş değilim tam olarak. Üç tanesi tamam ama dördüncü köşeyi bir türlü bulamadım o kalabalığın arasından. Dördüncü köşe olmadan daha ne kadar ilerletebilirim ki bu yapbozu? Neden bu kadar zor son parçayı bulmak? Neden bulduğum diğer parçalar bu köşeye uymadı bir türlü? Artık son köşeyi de bulmam lazım. “O” olmadan bu yapbozu çözmem olanaksız.

O

•11 Temmuz 2008 • Yorum Yapın

Güneş kadar sıcaktı gülümsemesi
ve meltem kadar şefkatliydi gözlerindeki ışıltı,
Dolunay kadar yalın ve asildi
ama hiçbir şey O’nun kadar ulaşılamaz değildi.

Eyvah!

•8 Temmuz 2008 • Yorum Yapın

Yine geceler uzamaya başladı. Bu sefer böyle olmayacaktı hani? Yine niye yanlış yapıyorum herşeyi?

Mutluluk Üzerine

•7 Temmuz 2008 • Yorum Yapın

Kırmızı nedir? Peki ya özgürlük? Ya da Mutluluk?

Zaman zaman durur, kendimce bazı kavramları tanımlamaya çalışırım. Çünkü hayatı algılayışımızı ve bu algılayış neticesinde onu yorumlayışımızı belirleyen bu kavramların bizim beynimizdeki karşılıkları oluyor çoğu zaman. Bu kavramlar arasında beni en çok meşgul eden “özgürlük” ve “mutluluk” olmuştur.

Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşımın gönderdiği e-posta sonrasında biraz daha zaman harcadım “mutluluk” üzerine. Aslında arkadaşımın e-postasındaki bir cümle uzunca bir süredir aklımı kurcalayan bir soruyu yeniden ziyaret etmeme sebep oldu. Kendini mutsuz hissettiği çok açıktı, ama belli ki sahip olduğu “ortalama üstü hayat koşulları”nın çevresindekiler tarafından kendisine karşı bir silah gibi kullanılmasından da korkuyordu. Sahip oldukları yüzünden şikayetlenme hakkı elinden alınmış gibi hissediyordu anladığım kadarıyla. Mutsuz olmak benim de hakkım değil mi diye belki de “mutsuz olmak için bir sebebi olmadığını” söylememin önüne geçmeye çalışıyordu. Ne var ki bu satırları yazan zat-ı muhterem mutluluk diye bir duygunun olmadığına, dolayısıyla da bulunmayan bir kavramın karşıt anlamlısı da bulunamayacağı için mutsuzluk diye bir duygunun da olmadığına kanaat getirmiş durumda.

Aslında ayrı ayrı herkesin mutluluk tanımını okumayı çok isterdim. Daha önceleri kendimi en mutlu hissettiğim anların bir listesini yapmaya çalışmıştım yazının başında bahsettiğim zamanlardan birinde. Sonuçta elime aldığım listedeki olayların ortak noktalarını incelediğimde şunu fark ettim; hayatımda ne zaman yeni bir şey olduysa kendimi mutlu hissetmiştim. İşe yeni girdiğim zaman, diplomamı elime ilk defa aldığım zaman, okulumun kampüsüne ilk defa girdiğim zaman. Hepsinde de çok mutluydum. Ancak aradan belli bir zaman geçtikten sonra aynı koşullar sürekliliğini sağlamış olmasına rağmen aynı derecede mutlu olmadığımı gördüm. İşe başladıktan 3 ay sonra sabahları işe gitmek için uyanıyor olmak artık beni mutlu etmiyordu. Oysaki aynı iş için aynı saatte kalkıyordum. Tek fark artık işimin yeni olmayışıydı. Benim görebildiğim kadarıyla, yeninin bize yaşattığı heyecanı mutluluk etiketiyle suratımızdaki gülümsemeye yansıtıyoruz. Bu nedenle aslında yeni ile ilgili de kısa bir yazım olmuştu önceleri.

Şimdi kendi adıma cevaplamaya çalıştığım bir soru daha var. Mutsuzluk mutluluğun karşıt anlamlısı değil ise mutsuzluk mutluluktan bağımsız olacak şekilde nasıl tanımlanır?